HyeTert Logo HyeTert @ Facebook
Ana Sayfa Haberler Makaleler Kaynaklar Yardım Linkler Ziyaretçi Defteri Ekle Ziyaretçi Defteri Oku Rehber Arama - Arşiv İletişim
Share |

Güncel

Erivan izlenimleri
Leyla İpekçi

Kaynak: taraf.com.tr
Yer: Türkiye
Tarih: 17.7.2010
SAATLER 16.07.2010
Leyla İpekçi
Erivan izlenimleri


Pazar akşamı, geç vakit. Belki geceyarısından epey sonra indiğim Erivan’da otel odasına varıyorum. Karanlıkta bir şehre varmak... Caddelerinden geçerken karaltılar arasında heykelleri, binaları, sokak tabelalarını görmeye çalışmak... Tuhaf bir kırılma yaratıyor bende. Belleğin loş koridorlarında, dipsiz kuyularında gelişigüzel bir yolculuk yapıyor gibiyim. Parlamento, dışişleri ve hükümet binalarının bulunduğu meydandan geçerek geldiğim otel merkezde, ana meydana çıkan caddelerden birinin üzerinde. Moskova Sineması’nın hemen yanında.
Üç milyonluk Ermenistan’ın üçte birinin yaşadığı Erivan’da, geceyarısından epey sonra, dinmeyen bir gece hayatıyla karşılaşıyorum. Şehrin ışıkları solgun. Binalar köhne, karanlık. Ama caddeler cıvıldıyor. Eski Lada’lardan bozma taksilerden sonra en fazla görünen Toyota cipler. Son model. Ve cıstak cıstak müzik. Ve sokakta fink atan gençler. İşte ilk izlenim!
Caddeye bakan odada bunca gürültünün içinde uyuyabilmek imkânsız. Tıpkı Yunanistan’daki gibi, akşam on bire doğru yemeğe oturanlar, saat birden sonra şehrin en işlek caddelerindeki ‘disco’lara, klüplere, bar ve kafelere dağılmışlar. Disco’lara evet. Odamın tam karşısında! Avrupa’da, hatta bizde bile artık pek kalmamış olan...
Erivan’da şafak sökene dek otel balkonundan izlediğim bu gece hayatının bende ilk çağrıştırdığı Sovyet dönemi oldu. Sovyet rejimi çökmeden yıllar önce gittiğim Zagreb’de, Bükreş’te, Sofya’da şafak sökerken yollara düşen işçiler görürdüm. Tek tip apartman bloklarından çıkar, otobüs durağına yürürlerdi. Uykusuz, soluk yüzlü... Geniş cadde ve kaldırımlar ışıksız olurdu. Ve devasa heykeller meydanlarda...
Yine böyle bir geceyarısı vardığım Lublijana’da bir şişe su satın alacak yer bulamamıştım. Otelin lokantası dâhil. Şimdiyse ‘burada her şey var’ artık. Güne başlama saati ile geceyi sonlandırma saati arasında saniyeler dahi kalmamış.
Sovyetlerin yıkılışının ardından Kafkaslar’ın ‘kaypak’ durumu. Amerika ve Rusya arasındaki çekişmenin buralara –bazen Osetya’da, Gürcistan’da olduğu gibi savaşlarla- yansıması. Dağlık Karabağ sorunu yüzünden Azerilerle Ermenilerin çatışması. Türkiye’yle açılım pazarlıkları... gibi ikircikli politik sorunlar arasında gündelik hayatta en ‘görünür’ olan ise kapitalizm.
Kapitalizmin eşiğinden geçmeye çalışan bu şehirde günün ilk ışıklarıyla birlikte hayatın kımıltılarına karıştım. Markalar, dükkânlar, ışığın kısıtlı tüketildiği bu şehirde giderek ışıklanmakta olan tabelalar! Sonra her yanda kadınlar... Yürüyen, kafelerde oturan, mağazalara girip çıkan, konuşan, duran, devam eden kadınlar. Ve ‘olmayan’ erkekler. Muhtemelen başka ülkelerde çalışmak zorunda kalan...
Ermenistan’a el atan, -siyasi ve stratejik hamisi Rusya dışında- en ‘eli bol’ ülke İran belki de. Yeni enerji anlaşmalarının gündelik hayattaki tecellisi ise adım başı rastladığım İranlılar. İşletmelerin çoğu Rusların elinde. Tabii diaspora üzerinden Amerikalıların da. AB ise çeşitli projeler gerçekleştiriyor sosyal hayata ve özellikle çocuklara dair.
Öte yandan tamamlanmamış inşaatlar var her adımda. Epeydir çalıştırılamayan vinçler öylece kalakalmış, havada. Bir yozlaşma, bir çürümeyi işaret ediyor kapitalizmin ilk adımlarıyla birlikte. Bizdeki naylon faturacılığın, hayali ihracatçılığın çıkış dönemi olabilir pekâlâ... Yarım kalmış inşaatlar ile son model Mercedes ve Toyota’lar belirgin bir çelişki sergiliyor.
İlk gün ilerleyen saatlerde, gündüz gözüyle bir çağrışım daha oldu bende. Tıpkı Şam’da, İsfahan’da, Beyrut’ta gördüğüm bir Ortadoğu ruhu da karışmış buraya. Bir kere toz. Her şeyden önce. Sık sık kirlenen yüzüm, saçım... Kuru sıcak sonra. Aşırı sıcak evet. Ve sokak satıcıları. Amman’daki gibi, küçük bir dükkân mesela. En güzel meyvelerini dizmiş bekliyor. Yalnızca kayısı değil, çilek, domates, salatalık da çocukluğumuzdaki gibi. Doğal!
Sonra... Hortumla kaldırım yıkayanlar, sık sık park etmiş bekleyen polis otoları, dolmuş gibi çalışan minibüsler, eskimiş kâğıt paralar, kırık kaldırım taşları, arabalara “topla gel, sağ yap” diye bağıran oğlanlar, kırmızı ışıkta durmayanlar, polis otosunun megafonla verdiği kulak delen komutlar, servis elemanlarının yavaşlığı, yabancıya karşı ürkek bakışlar, güvensizlik...
Erivan’ın alt sınıflarının yaşadığı bir semtte gezindim uzun uzun. Orada bir pazarda, kendimi Erbil’de gibi hissettim. Bir kalkındırma, ayağa kaldırma çabası ve bunun ulusal ölçekte tezahürü giderek görünür olsa gerek burada da. Biraz Balkan, bolca Rus, kaçınılmaz olarak Kafkas ve alttan alta yayılan bir Ortadoğu. Geniş ölçekli ‘biz!’ (Devam edeceğim.)

BolsoHays